‘ etiketlenmiş yazıdemokrasi

04
Aug
08

Nasyonal Sosyalizm ve Sadaka Demokrasisi

22 Temmuz Seçimlerinin Hemen Ertesinde Yazmış Olduğum Bir Yazı…

Nasyonal Sosyalizm ve Sadaka Demokrasisi

Bir erken genel seçimden çıktık.22 Temmuz 2007 genel seçimleri sonucunda iktidar partisi kendisinin dahi beklemediği bir oy oranıyla tek başına iktidar oldu.Ana muhalefet partisi ise “solda birlik” heyecanı ve “cumhuriyet mitingleri” rüzgarıyla girdiği seçimden tarihi bir yenilgi alarak çıktı.

22 Temmuz seçimleri parlementonun aldığı kararla yapılmış “demokratik” bir seçimdi. Malum ülkemizde demokratik parlementer sistem var (ki bu sistemin mevcut ve/veya daha önce uygulanmış sistemler arasında en mükemmel sistem olduğu tüm dünyaca kabul edilmiştir) ve bu ülkeye anayasal vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes seçim zamanı kendilerini “temsil edecek” milletvekillerini seçerler ve bu milletvekilleri “parlementoyu” oluştururlar.

Bir ülkede demokrasinin olmazsa olmazıdır seçimler ve halkın çoğulcu katılımı.Buna da terminolojide “demokrasi” denir.Ülkemizde de yönetim şekli olarak demokrasi vardır.Buraya kadar herşey düzgün.Sorun buradan sonra başlıyor.

Ülkemizde demokrasi resmi “yönetim şekli”. Zaten çağdaş ve modern bir ülkede olması gereken de bu. Ama bu demokrasi yani “yönetim şeklimiz” özümsenerek mi uygulanıyor yoksa sadece “şekli” olarak mı ? İşte dananın kuyruğu burada kopuyor.Ülkemizde tam manasıyla özümsenmiş,kurucumuz Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve çok partili yaşama geçişimizin mimarı olan İsmet İnönü’nün hayal ettiği gibi bir demokrasi var mı? Yani tam manasıyla dünya standartlarında bir demokrasimiz mi var yoksa ülkemize özgü bir “sadaka demokrasisi” mi?

Demokrasinin her şeyiyle mükemmel bir düzen olmadığı ve kendi içinde çelişkiler ile bir takım paradokslar taşıdığı her zaman söylenegelmiştir. Bu itirazlar demokrasinin beşiği kabul edilen ve demokrasinin bugüne benzer bir biçimde ilk olarak uygulandığı eski Yunan’da dahi vardır. O devirde filozoflar ” ya halk kendisi için en iyisini değil de kendisine zulmedecek bir diktatörü kendisini yönetmesi için ne yapacağız?” diye sormuşlar ve bunun olmaması için ne gibi çarelerin aranması gerektiğine dair fikir yürütmüşlerdir.

Anlıyoruz ki daha o zamanlardan bu yana demokrasi suistimal edilebilmeye müsait bir yönetim şekli. Bunun zaten günümüzde ve yakın tarihte de örnekleri çoktur. Halk,her zaman gerçekler göremeyebelir veya görmesi engellenebilir ve sağ duyulu bir biçimde doğru olanı seçip en uygun kararı veremeyebilir. Eğitimli ve gelişmiş bir ülkenin insanlarının tercihleri açısından bu risk elbette çok azdır ama eğitimsiz,yoksul ve henüz istenilen gelişmişlik düzeyine erişmemiş ülkelerin insanları için bu riskin varolma ve gerçekleşme yüzdesi azgelişmişlikle ters orantılı olarak yukarılara tırmanır.

Kavramlar belli konuları açıklamaya ve anlatılmak istenilenin açıkça anlatılabilmesine oldukça yardımcı olur. Ben de anlatmak istediğimi anlaşılır bir şekilde anlatabilmek için dört adet kavrama başvuracağım:

Bu kavramalar sosyalizm,nasyonal sosyalizm,demokrasi ve sadaka demokrasisidir. Bunların karşılıklarını teker teker açıklayalım.İşe sosyalizm ile başlayalım;

Sosyalizm: Din,dil,ırk ve cinsiyet farkı gözetmeksizin herkesin eşit bir düzende olduğu, adilane bir paylaşımın yapıldığı,özel ekonomiden ziyade devlet ekonomisinin ağırlıkta olduğu bir sistemdir.

Nasyonal Sosyalizm: Sosyalizm düşüncesinden doğmakla birlikte sosyalizm ile taban tabana zıttır.Din,dil ve özellikle ırk farkı olağan bir biçimde belirginleştirilir ve ayrımcılığın temel noktasını oluşturur. Eşitliğin yerini hakim olan ırkın üstünlüğü alır.Üstün ırkın bütün bireyleri eşittir,gerisi bu ırkın kölesi olarak kabul edilir ve öyle davranılır.

Demokrasi: Daha önce de açıkladığım gibi halkın kendini temsilciler vasıtasıyla yönetmesi ve bu temsilcileri yapılacak olan çoğulcu seçimlerle seçmesi ve seçilmiş olan temsilcilerin millet adına devleti yönetmesine dayanan bir sistemdir.

Ve işte geldik kilit kavramımıza;

Sadaka Demokrasisi: Demokrasi düşüncesinden doğmakla birlikte demokrasi ile taban tabana zıttır. Hiç bir alakası yoktur.Bu sistemde halk,kendi düşüncelerine uygun olanı seçmesi için yeteri kadar bilinçlendirilmez.Halk önce fakir,aç ve yardıma muhtaç bir şekilde bırakılır,daha sonra da bu halka sadaka dağıtır gibi kömür (ki ülkemizde en popülerlerinden biridir),pirinç,bulgur gibi erzaklar,açlık sınırının altında maaş veya ona denk bir vasıfsız iş ayarlanır ve böylece halkın oyu alınır.

Demokrasi düşüncesine hakaret demek olan ve demokrasi ile hiçbir alakası olmayan bu duruma da bizim gibi az gelişmiş ülkelerde “demokrasi” denir. Demokrasi düşüncesini bulan eski Yunanlı filozoflar bu durumu görselerdi demokrasiyi icat etmezler veya kahırlarından ölürlerdi. Şu anda mezarlarında kemiklerinin sızladığına şüphe yoktur.

Sosyalizm ile nasyonal sosyalizm arasında ne kadar fark olduğunu biliyoruz.Ancak nasyonal sosyalistler kendilerine “sosyalist” demişlerdir(örnek:Adolf Hitler) .Demokrasi ile sadaka demokrasisinin de ne kadar farklı olduğunu biliyoruz.Ama günümüzün sadaka demokratları da aynı nasyonal sosyalistlerin kendilerine sosyalist demesi gibi kendilerine “demokrat” demekte ve Mustafa Kemal Atatürk gibi gerçek demokratlara hakaret etmektedirler.Yani şu anda elimizde iki grupta yoğunlaşan dört adet kavram var.Sosyalizm-Nasyonal Sosyalizm ve Demokrasi-Sadaka Demokrasisi.Diyeceğim odur ki sosyalizm ile nasyonal sosyalizm ne kadar birbirine benziyorsa sadaka demokrasisi ile demokrasi de o kadar benzemektedirler.Nasyonal sosyalistler ne kadar sosyalistse,sadaka demokratları da o kadar demokrattır.

Nasyonal sosyalizm de,sadaka demokrasisi de bu temel destek noktalarından [nasyonal sosyalizm için kaba ve baskıcı bir faşizm ile muhalefeti yoketme ve yoğun propaganda ile milleti uyutma ,sadaka demokrasisi için de sadaka (kömür,erzak ,para,altın v.b) dağıtma.] başkaca farklı destekler de alırlar.Adolf Hitler’in “Kavgam” kitabını okumuş olanlar ve Nazi dönemini incelemiş olanlar Hitler’in yalnızca kaba bir faşizmden destek almadığını, milli duyguları da en yoğun şekilde sömürdüğünü, insanlara süpergüç bir Almanya,1000 yıllık Germen Hakimiyetinde geçecek bir altın çağ vaat ettiğini bilirler. İşte sadaka demokrasisi ile yönetilen ülkemizde ve çoğu azgelişmiş ülkede (özellikle islam ülkelerinde) bunun yerini yoğun bir din sömürüsü alır. “Biz dindarız, onlar değil”, “onlar zaten komünist,İslam düşmanı”, “ühü ühü bize dindar cumhurbaşkanı seçtirmediler” gibi insanların en kutsal duyguları olan tertemiz inançlarını sömürmek en temel olgulardan biri olarak yerini alır. Sadaka demokrasisi ve sadaka demokratları bu silahı yanlarına aldı mı ve üstelik devletin tüm imkanları yanındaysa onlar için seçimi kazanmak çocuk oyuncağı olur.Ayrıca kayıtsız şartsız destek veren bir medya var ise “oy veriyorum çünkü partinin yöneticileri dindardır” diyen “seçmenler” görüldüğünde de bu duruma şaşırılmamalıdır.

Maalesef ülkemizdeki durum budur.Bu yüzden seçim sonuçlarına bakıp şaşırılmamalı ve üzülmemelidir. Nasyonal sosyalizmde haklının yerini güçlünün alması gibi bizim sadaka demokrasimizde de Atatürkçülerin,laiklerin,ulusalcıların yerine oyu halka en fazla sadaka dağıtan almıştır.Halk öncelikle kendi geçimine ve günlük kazancına bakar ve ona göre oyunu verir. Sadaka dağıtanın “dindar” maskesi altındaki Kürtçü-İslamcı ve Atatürk düşmanı radikal dinci yapısı ile ülkeyi Amerika’nın sömürgesi bir şeriat devleti yapmak istemesi halk tarafından görülemez.

Bir de bu durumun ilginç bir yansıması vardır ki bu sadaka demokratlarının medyasının gücü ile doğrudan orantılıdır. Ne kadar azgelişmiş bir ülke olsa da bu durumu gören ve bunun demokrasi ile ilgisinin olmadığını gören insanlar vardır ve var olacaktır. “Bunun nesi demokrasi,böyle demokrasi mi olur?”,”halka sadaka dağıtılıyor,halk küçük düşürülüyor ve böylece halkın oyu satın alınıyor” diyen birileri daima çıkmıştır.Halkın bunu anlaması ve gerçeğin farkına varması “sadaka demokratları” için büyük tehlike olduğundan hemen yandaş medya devreye girer. Halkı uyundırmak ve gerçek demokrasiyi savunmak için çabalayan insanın üzerinde bir anda “din düşmanı (ki tarih göstermektedir ki en etkili çamur atma yöntemi bu sözdür ve daima etkili olmuştur) ve onun yanında statükocu,demokrasi düşmanı,oligarşi yanlısı,militarist,laik elit” etiketleri yapıştırılır. O insan ne kadar gerçek demokrasiyi savundukça ona karşı saldırılar da aynı oranda artar. Birden kriz üretmekle suçlanır.Ülkemiz için geçerli olan bir durumda şudur ki hele bir de o insan ordusunu seven ve onu savunan bir insan ise o artık sadaka demokratlarının medyası için iflah olmaz bir “darbeci,laik azınlık,statükocu kemalist,militarist elit”tir.

Ülkemizin kurucusu ve Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hayal ettiği demokrasinin bu olmadığına adım kadar eminim. Ancak maalesef gelinen süreç bizi bu noktaya getirmiştir ama bunun böyle sürmeyeceği ortadadır. Halka güvenimiz sonsuzdur ve halk elbette eninde sonunda gerçekleri anlayacaktır. İşte o zaman gerçek demokrasi ülkemizde kök salacaktır ama bir yıl ama yirmi yıl sonra. Adolf Hitler’in nasyonal sosyalizmi 1920lerde filizlenmiş 1945 te tarihin derinliklerine gömülmüştür.Bakalım bizde ne kadar sürecek.

Demokrasi bir ülke ve çağdaş bir ulus için en ideal ve olması gereken yönetim şeklidir. İnsanlık baskıdan, mutlakıyetten, totalitarizmden, şeriat düzeninden kurtulmak için kanlı mücadeleler vermiş ve demokrasiye ulaşmıştır. Zaten olması gerek de budur.

Ülkemizde ise olması gereken(demokrasi) ile olan (sadaka demokrasis) bu kadar farklıdır.Hazin olan budur.